Les Choses De La Vie – Hayat Bağları
Süre: 89 Dakika
Ülke: Fransa , İsviçre , İtalya
1970
40 yaşını geride bırakmış olan mimar Pierre, karısı Catherine'den ayrılmış, genç, güzel ve kendisini seven, ama ondan çok şey bekleyen Helene'le birlikte yaşamaktadır. Pierre, 18 yaşındaki oğlu Bernard'la iyice birbirlerinden koptuklarına inandığı için, Re adasındaki aile evinde 15 gün tatil yapmayı kabul eder. Karısıyla aralarında hala sürtüşme vardır ve metresiyle gurur duysa da onun gençliğine bazen ayak uyduramamaktadır. Son zamanlarda iyice yorulan Pierre, biraz dinlenme ve hayatını yeniden gözden geçirme fırsatı kollamaktadır. Bu fırsat, Rennes'e yaptığı bir iş seyahati sırasında geçirdiği araba kazası sonucu ortaya çıkacaktır...
Claude Sautet'in yönettiği Les Choses De La Vie (The Things of Life) - Hayat Bağları, Cannes'da Altın Palmiye adayıydı.
Harika bir filmdi…Sevmesini bilen bir adam ve sevilmeyi hak eden bir kadın…Eski eşine de helal olsun…Bir anlamda eşinin isteğini yerine getirdi…Medeni insan olmak böyle bir şey…
Ölmeden önce oğlunu, eski eşini, babasını ve sevgilisini mutlu etmek herkese nasip olmaz.
(Fransızlar iyi film yapmasını biliyorlar)
Zavallı adam bu dünyada yaşıyor ama arafta sıkışıp kalmış.Ne geçmişinden ailesinden vazgeçebiliyor ne de geleceğini tasarlayabiliyor.İşte böyle kafan allak bullak olur. Her kişi denginle olmalı. İzlenesi ders alınası bir film. Teşekkürler Uğur Film.
Toprağın bol olsun koca kalpli adam..
(Ergen ve uzun saçlı değilseniz duygu yüklü bir film.)
Erkek milleti. [ Karısının duyguları duygu değil mi? ]
Müziği ile birlikte saklı bir hazine bu film.
yani bu durumu yaşamış biri olarak söyleyeyim ki dünyanın en ağır yükü. O arada kalmışlık çocuğa kıyamamak ama aşık olduğun kadına özgürce koşamamak sevgi eziyor gezdiğin anlar eziyor evde bıraktığın günahsız eşin ayrı dünyalar güzeli yavrun ayrı eziyor her biri ağır birer yük. ve kimse sınanmadığı günahın masumu değildir. hem cenneti hem cehennemi aynı anda yaşıyorsun. kaç kere arabamı duvara vurmak istedim kaç kere metro hattına atlamak istedim tükendim mahvoldum 3 sene oldu hala eski halime dönemiyorum. Allah düşmanımın başına vermesin.. bu film birşey değil siz 1967 yapımı vesikalı yarimi izleyin.
İnşallah şimdi huzur bulmuşsunuzdur. Aşkı yaşamışsanız şanslısınız.
Ölmeden önce oğlunu, eski eşini, babasını ve sevgilisini mutlu etmek herkese nasip olmaz.
(Fransızlar iyi film yapmasını biliyorlar)
Harika bir filmdi…Sevmesini bilen bir adam ve sevilmeyi hak eden bir kadın…Eski eşine de helal olsun…Bir anlamda eşinin isteğini yerine getirdi…Medeni insan olmak böyle bir şey…
yüreğimi bıraktım resmen bu filme.. Bu dünyada Romy Schneider güzelliği diye bir şey var. Nasıl bir doğallık ve güzelliktir o … içimde buruk bir tat ama gene de keyifle bitirdim filmi an itibariyle… paylaşım için çok teşekkürler
Romy Schneider için izledim ama beklentimi pek karşılamadı. Klasik bir Türk filmi konusu… Ölmek üzere olan birinin gidiş gelişlerini de öyle çok iyi verememişler. Öbür alemden biraz daha fluğ ve soru işaretli sözcüklerle, “acaba!’lı bilgiler aktarılabilirdi. Yorumlara da pek katılamayacağım, filmi ortalama buldum.
oyunculuklar,müzik,diyaloglar tamamiyle temiz ve kalite. Çok iyi geldi izlemek
Hayatımızın kontrolü asla tamamen elimizde değildir ve hayatımızı geleceği değil geçmişi yazarak geçiririz ya da John Lennon’ın dediği gibi, “Hayat; siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir” ya da LaFontaine’in dediği gibi: “Yalnız olduğumda, en büyük cesareti gösteririm:Başımda krallık tacı varken tesadüfi bir olay aklımı başıma getirir, Ve ben yine o alçak benliğim olurum.”