Martin Ritt'in yönettiği Paris Blues - Paris Melodileri, 1920'lerin Amerika'sındaki ırkçı ortamdan kaçarak müzik yapmak için Paris'e gelen siyahi müzisyenlerin hikayesini anlatıyor.
çok fazla siyasal tarihe dokunmadan daha çok romantizm ve müziğin ön plana çıktığı bir film olmuş. Biraz dönemin ruhu eksik kalmış gibi olsa da güzel bir filmdi teşekkürler. Bir de paylaşma imkanınız varsa paris tatili 1963 de paylaşır mısınız? Teşekkürler.
Makyajsız gerçek Paris’ìn gündüz görüntülerine sarmalanan renkli Paris gecelerinde,kendi çaplarında ünlü ve sevilen,mutluluğu ve başarıyı Paris’te bulmuş, birbirleriyle arkadaş müzisyenler topluluğunun hikayesi filmde izlediğimiz.Özelliklede Paul Newman’ın canlandırdığı Ram ile Sidney Poiter’ın canlandırdığı Eddie`nin gerçek aşklarıyla tanışmalarının öyküsü anlatılan.Ram,arkadaşı Wild Man Moore (Louis Armstrong) u karşılamaya gittiğinde,Paris’e yıl sonu tatiline gelmiş Lilian (Joanna Woodword) ve Connie(Diahan Caroll) ile tanışır.Ve iki kadın akşamleyin Ram ve grubunu izlemeye giderler.Sonrasında ise Ram ile Lillian,Eddie ile Connie sevgili olup birlikte takılmaya başlarlar.Birbirlerinden çok hoşlanan çiftler hayatlarının aşklarını bulduklarını düşünmeye başlarlar.Ama bir sorun vardır;kadınlar Amerika’da adamlar Fransa’da yaşıyorlardır ve tatilinde son günlerine yaklaşmaya başlamışlardır.İki kadında adamlardan kendileriyle birlikte Amerika’ya gelmelerini,kariyerlerine kendi yanlarında devam etmelerini isterler.Ama Ram ve Eddie bu teklifi kabul edecekler midir?Bu sorunun yanıtını filme bırakarak filmin keşke renkli olsaydı dedirtecek nefis görüntüleri,çok ünlü oyuncuları,gerçekçi senaryosu ile nostaljik,leziz bir bitter çikolata tadında güzel bir yapım olduğunu söylemeliyim. Bütün güzelliklerden bahsedipte, filmin blues ve cazdan oluşan müzik ziyafetine değinmemek olmaz.O dönemin 1 nolu müziği olan bu müziklerin zirvede olduğu yıllar.Çok yoğun bir ilgi söz konusu.İnsanlar dinledikleri müziğe büyük bir sevgi ve saygı duyuyorlar.Onunla hüzünlenip onunla coşuyorlar.Filmde konuk oyuncu olarak yer alan ünlü müzisyen Luis Armstrong’u yaşlı denmeyecek halde görmek ve dinlemek ile birlikte diğer performanslarada şahit olmak çok keyifli.Birde filmde gitar solo var ki enfes. Yani film hem güzel görüntülerle bizi büyülerken,hem de güzel müzikleriyle de kulaklarımızın pasını siliyor.Tabi filmden herkes aynı tadı alır mı orası ayrı konu.Ama ben izleme fırsatını bulduğunuzda kaçırmayın izleyin diyeceğim bu filmi izlemeyi düşünenlere önerir,izleyecek olan arkadaşlara da iyi seyirler dilerim.
LOUİS AMSTRONGUN MÜZİGİ..NEŞESİ,PAUL VE SİDNEY İN OYUNCULUK RESİTALİ .FİLM MUHTEŞEM SANIRIM FİLMİN SONUNDA PAULÜN SEVDİGİ KADIN HAMİLEYDİ AMA AÇIKLAMADI.ÇOCUK NE OLURSA OLSUN KOPMAZ BİR BAGDIR…
Sitemizdeki tüm video içerikleri, çeşitli video servislerinden eklenmektedir. Video hak sahipleri kaldırılması istenen içerik ile ilgili olarak İLETİŞİM bölümünden yazmaları halinde en fazla 3 gün içerisinde içerik kaldırılacaktır. İLETİŞİM, sitemap
çok fazla siyasal tarihe dokunmadan daha çok romantizm ve müziğin ön plana çıktığı bir film olmuş. Biraz dönemin ruhu eksik kalmış gibi olsa da güzel bir filmdi teşekkürler. Bir de paylaşma imkanınız varsa paris tatili 1963 de paylaşır mısınız? Teşekkürler.
Makyajsız gerçek Paris’ìn gündüz görüntülerine sarmalanan renkli Paris gecelerinde,kendi çaplarında ünlü ve sevilen,mutluluğu ve başarıyı Paris’te bulmuş, birbirleriyle arkadaş müzisyenler topluluğunun hikayesi filmde izlediğimiz.Özelliklede Paul Newman’ın canlandırdığı Ram ile Sidney Poiter’ın canlandırdığı Eddie`nin gerçek aşklarıyla tanışmalarının öyküsü anlatılan.Ram,arkadaşı Wild Man Moore (Louis Armstrong) u karşılamaya gittiğinde,Paris’e yıl sonu tatiline gelmiş Lilian (Joanna Woodword) ve Connie(Diahan Caroll) ile tanışır.Ve iki kadın akşamleyin Ram ve grubunu izlemeye giderler.Sonrasında ise Ram ile Lillian,Eddie ile Connie sevgili olup birlikte takılmaya başlarlar.Birbirlerinden çok hoşlanan çiftler hayatlarının aşklarını bulduklarını düşünmeye başlarlar.Ama bir sorun vardır;kadınlar Amerika’da adamlar Fransa’da yaşıyorlardır ve tatilinde son günlerine yaklaşmaya başlamışlardır.İki kadında adamlardan kendileriyle birlikte Amerika’ya gelmelerini,kariyerlerine kendi yanlarında devam etmelerini isterler.Ama Ram ve Eddie bu teklifi kabul edecekler midir?Bu sorunun yanıtını filme bırakarak filmin keşke renkli olsaydı dedirtecek nefis görüntüleri,çok ünlü oyuncuları,gerçekçi senaryosu ile nostaljik,leziz bir bitter çikolata tadında güzel bir yapım olduğunu söylemeliyim. Bütün güzelliklerden bahsedipte, filmin blues ve cazdan oluşan müzik ziyafetine değinmemek olmaz.O dönemin 1 nolu müziği olan bu müziklerin zirvede olduğu yıllar.Çok yoğun bir ilgi söz konusu.İnsanlar dinledikleri müziğe büyük bir sevgi ve saygı duyuyorlar.Onunla hüzünlenip onunla coşuyorlar.Filmde konuk oyuncu olarak yer alan ünlü müzisyen Luis Armstrong’u yaşlı denmeyecek halde görmek ve dinlemek ile birlikte diğer performanslarada şahit olmak çok keyifli.Birde filmde gitar solo var ki enfes. Yani film hem güzel görüntülerle bizi büyülerken,hem de güzel müzikleriyle de kulaklarımızın pasını siliyor.Tabi filmden herkes aynı tadı alır mı orası ayrı konu.Ama ben izleme fırsatını bulduğunuzda kaçırmayın izleyin diyeceğim bu filmi izlemeyi düşünenlere önerir,izleyecek olan arkadaşlara da iyi seyirler dilerim.
LOUİS AMSTRONGUN MÜZİGİ..NEŞESİ,PAUL VE SİDNEY İN OYUNCULUK RESİTALİ .FİLM MUHTEŞEM SANIRIM FİLMİN SONUNDA PAULÜN SEVDİGİ KADIN HAMİLEYDİ AMA AÇIKLAMADI.ÇOCUK NE OLURSA OLSUN KOPMAZ BİR BAGDIR…