Tengoku to Jigoku – Yüksek ve Alçak
Süre: 143 Dakika
Ülke: Japonya
1963
Zengin bir iş adamı olan Kingo Gondo, bir ayakkabı şirketinde hissedardır. Kingo Gondo, şirketteki payını arttırıp en büyük söz sahibi olabilmek için biriktirdiği tüm parayı şirketin hissesine yatırır ve evini ipotek ettirir. Ancak bir süre sonra çocuğu kaçırılır ama çocuk Gondo'nun değil hizmetçisinin çocuğudur. Çocuğu kaçıran kişi bu yanlışı fark eder fakat daha önce istemiş olduğu fidyeyi yine Gondo'dan ister. Gondo, parayı verip vermemek konusunda ikilemde kalacaktır...
Akira Kurosawa'nın yönettiği Tengoku to Jigoku (High and Low) - Yüksek Ve Alçak, sinema tarihinin en önemli filmlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Çok sağlam film.
En başından belirteyim Tengoku to Jigoku yüksek ve alçak değil Cennet ve Cehennem olmalı. Fazla anime izlemenin faydaları. 🙂 Ki böyle düşününce son sahnedeki replikler ekstra anlamlı oluyor. Ben rashomon yedi samuray gibi filmlerde mifune’nin oyunculuğunu fazla karikatürize bulmuştum. İşte bu film Akahige(Kızıl Sakal) ile birlikte bahsettiğim fikirlerimin değiştiği film. Bu iki filmde inanılmaz başarılı bir oyunculuk sergilemiş. Film başarılı bir polisiye film. Ama bence polis olayı çok daha rahat çözebilirdi.
!!!SPOİLER!!!
Adamın parasını vermek yerine sahte para verselerdi daha mantıklı olurdu. Diyelim suçluyu yakalayamadınız. Adam parasını mı harcamış olacak. Polis biz adamı bulunca paranızı geri alırsınız diyor. Kimse de demiyor ki nasıl bu kadar eminsiniz.
!!!SPOİLER!!!
Ayrıca filmde çok beğendiğim bir oyuncu olan Tatsuya Nakadai de oynuyor. Filmin ikinci yarısı ilk yarıdan daha hızlı akıyordu. Ama ben ilk yarıyı daha çok beğendim. Polisiye film sevenlere öneririm.
Puanım 8,5/10
Gayet başarılı bir yapım.
İnsanların kendileriyle ilgili konularda tam bir dürüstlük içinde olmamalarına karşın, kendilerini başka insanların yerine koydukları zaman gerçekten kaçmaları çok daha zordur. İşte o zaman kendilerini bir şey eklemeden ya da çıkarmadan anlatırlar.” | Akira Kurosawa
“Sanat bir iletişim yöntemi değil, ölüme karşı bir dirençtir.” | Akira Kurosawa
1951 Venedik Film Festivali’nde sürpriz şekilde Altın Aslan’ı göğüsleyerek Batı sinemasının at gözlüklü tutumunu paramparça eden Akira Kurosawa, sonraki yıllarda da artarak devam eden başarısını -ve saygınlığını- insan ruhuna ayna tutabilmesine borçlu. Doğduğu coğrafyanın saldığı dirençli köklere tutunarak birçok farklı kompozisyonu sinemasında yeşertti. Japon insanının kültürel ögelerini temel alarak her zaman evrensel dersler çıkartan eşsiz bir sinema dili yarattı. Japon sinemasının imparatoru; ihanet, bilgelik, keder ve umut temalarını işlerken aslında kaçınılmaz tek bir sonuca -istemsiz olarak- ulaşmaktaydı: insanoğlunun acizliği.
işte film bu. Filmi ilk dakikasından son dakikasına kadar soluksuz izledim. Ufak tefek hatalar vardı. Mesela önündeki sehpada ayakkabılar, arkasında üç müdür ve “sizi buraya getiren nedir?” sorusu biraz garibime gitti. “sorun nedir?” daha doğrusuydu. Yani filmin girişi bu. İkinci olarak tek bir kadın ajan olmaması. O amansız takiplerde kadın polislerle değişim daha bir gerçeklik katardı. Neyse bu filmi fazla eleştirmek ukalalık olur. Bir suçluyu yakalamak için böylesi teferruatı verilen bir filmi ilk defa izledim. Dersin Japon emniyeti senaryoyu olduğu gibi vermiş ellerine. Hani hırsız, katile çok uyarıcı yol olmuş. İzleyen kesin yakalanmaz. En sevdiğimde şu Japonların nezaketlerini bedenlerine o kadar güzel yansıtmaları. Harika bir saygı ifadesi. Keşke bizde de Öpüşmeler, sarmaşmalar, toslaşmalar yerine selam, saygı ifadeleri böyle olsaydı.
Hiçbir zengin 50 yılda kazandığı tüm parayı başkasının çocuğunun fidyesi olarak ödemez…Hayatın acımasız gerçeklerine aykırı bir durum…Filmlerdeki gerçeklikle hayatın gerçekliği 180 derece farklı…Spike Lee bu Japon filminin yeni çevrimini üretti…Highest 2 Lowest
2025