Bakushû – Erken Gelen Yaz
Süre: 125 Dakika
Ülke: Japonya
1951
Noriko, bağımsız bir kadın olmayı istemektedir ancak hem patronu hem de ailesi Noriko'nun evlenmesi için baskı yapmaktadır. Bu iş için uygun görülen aday da patronunun 40 yaşındaki arkadaşıdır. Noriko bu duruma karşı çıkmaktadır. Ancak Japon toplumunda kadının belli bir yaştan sonra muhakkak evlenmesi ve çalışmayı bırakması beklenildiğinden, işi hiç de kolay olmayacaktır.
Tokyo'da savaş sonrası bir aile öyküsünü anlatan Bakushû (Early Summer) - Erken Gelen Yaz, sosyal baskı ve bireyler arasındaki gerilimi bizlere başarıyla yansıtan bir yapım. Filmin toplam 7 ödülü bulunuyor.
Sayın Admin, bir haftadır uğrayamadım … bu esnada sitede bir sorun mu yaşandı? Filmlerin çoğu kaybolmuş 🙁
Umarım en kısa sürede düzelir …
Değerli sitenizin takipçisi olmaya devam edeceğim 🙂
site ile alakalı ayrıntılı tüm bilgiye twitter: ugurfilm adresinden ulaşabilirsin. Sevgilerimle.
Tokyo’da geçen hikaye savaş sonrası bir aile hikayesidir. Noriko bağımsız bir kadın olmayı isterken hem patronu hem de ailesi Noriko’nun evlenmesi için baskı yapmaktadır. Bu iş için uygun görülen aday da patronunun 40 yaşındaki üniversite arkadaşıdır. Noriko ise bu duruma karşı çıkmaktadır. Japon toplumunda kadının belli bir yaştan sonra muhakkak evlenmesi ve çalışmayı da bırakması beklendiği göz önünde tutulursa sosyal baskı ve bireyler arasında yaşanan gerilimi başarıyla yansıtması açısından Ozu’nun en önemli filmlerinden birisidir.———————-
Erken Gelen Yaz (麦秋 Bakushū), 1951 Japonya yapımı bir Yasujirō Ozu filmidir. 1949 yapımı Geç Gelen Bahar ve 1953 yapımı Tokyo Hikayesi ile birlikte Yasujirō Ozu’nun oluşturduğu “Noriko Üçlemesi”nin bir parçasıdır. Konuları bağlantılı olmayan bu filmlerin ortak noktası, kadınlar için evlenmek ve çocuk yetiștirmeyi bir zorunluluk olarak gören 1950’lerin Japonyasında Setsuko Hara tarafından canlandırlan Noriko isimli karakterlerin bekar birer kadın olarak anlatılmasıdır.———————-
Noriko’nun baldızı Fumiko ile Kamakura’daki kumsalda yürüdüğü sahne, yönetmen Yasujirô Ozu’nun günümüze kadar gelen tüm filmlerindeki tek turna çekimini içeriyor.——————-
Kenkichi Yabe, Ashihei Hino’nun (1907 -1960) (gerçek adı: Katsunori Tamai) yazdığı “Buğday ve Askerler” kitabını okumaktan bahseder. Hino, Çin-Japon savaşında piyade olarak görev yapmış ve oradaki deneyimlerine dayanarak bu kitabı yayınlamıştır. Kitap, Japonya’da “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” kitabının Almanya’da elde ettiği başarıya eşdeğer bir başarı elde etti.—————-
Ozu’ya göre, bu filmin konsepti, hikaye ve olay örgüsü yapısına alışılmadık bir yaklaşım gerektiriyordu. Ozu’nun yazdığı gibi, “Bu filmde bir yaşam döngüsünü göstermek istedim. Değişebilirliği tasvir etmek istedim. Kendi iyiliği için aksiyonla ilgilenmedim. Ve hayatımda hiç bu kadar çok çalışmamıştım… Aksiyonu hiç zorlamadım ve sonuç olarak son, izleyicide keskin bir tat bırakmalı.”————————-
Bitiş sahnesi Nara, Kashihara’daki Miminashi Dağı’nda çekildi.——————-
Bu film, Letterboxd’daki Resmi En İyi 250 Öyküleyici Film arasında yer almaktadır.——————————-
YAZININ BU BÖLÜMÜ SPOİLER İÇERMEKTEDİR.——————————
Yasujirô Ozu, Banshun (Geç Gelen Bahar, 1949) filminin ardından çektiği Bakushû (Erken Yaz, 1951) filmi ile Noriko ve Japon halkının hikâyesini Noriko’nun neden ya da niçin hâlâ evlenmediği ve nihayetinde evlenmesiyle biten hikâyesini merkeze alarak anlatmaya devam ediyor. İlk filmde Noriko’nun neden evlenmediği üzerine öne sürdüğü geleneksel ‘nedenler’ bu filmle yerini daha ‘bireyci’ daha ‘modern’ bir alana taşımıştır. Yasujirô Ozu savaş sonrası toplum ve aile içinde kadının değişmekte olan konumunu ve değişen bu konumla ‘bireyciliğin’ Noriko’nun evlenememesinin asıl sebeplerinden biri olduğunu yaptığı şu eleştiri ile dile getirir; erkekler şimdiye kadar kadınların hep önündeydi fakat şimdi kadınlar asıl yerini aldılar. Evlilik fikrine duygusal olarak değil yapısal olarak uzak olduğunu dile getirmeye başlayan Noriko artık kendisini (geniş anlamda dönüşmekte olan Japon toplumu) geleneksel Japon aile yapısına ve yakınlarına karşı bağımsız ve bireyci-akılcı bakış açısını zihinsel ve duygusal bir merkez yaparak ifade etmektedir.
Filmin başlangıcında gördüğümüz kafeste şakıyan kanaryalar, evliliğin, kadın olsun erkek olsun özgürlüklerini, birey olmalarının ellerinden alınışını ifade eden estetik bir simgeler.
Japon geleneksel hayatında aile ve toplum içerisindeki bağlar yerini sorumluluk almaktan hoşnut olmayan, hesap verilemezliğin bir özgürlük alanı oluşturduğuna inanılan ve geleneksel toplumun modern topluma kadınların üzerinden dizayn ve inşa edilişini yüzyıllar süren değil on yıllar sürmüş bu evrilişini Noriko ve arkadaşları arasında geçen şu diyalogla Yasujirô Ozu değişmekte, dönüşmekte olanın farkında olduğunu ifade etmiştir:
Aya’nın ─evlenmediğim için sizlerle her türlü gezi planına dahil olabilirim─ demesi ve diğer hanımefendilerin ise böyle bir gezi planına dahil olmak için kocalarına danışmaları gerektiğini ifade etmesi bu bireyci bağımsızlık ─sorumluluktan kaçan─ ifadesini dile getiriyor.
Savaşa ve savaş sonrası döneme yapılan göndermeler ile yaşama ve ölüme dair metaforlar ile Yasujirô Ozu gündelik hayatta sıradan yaşamların hikâyelerini, zamanın akışı içerisinde varoluşun içinde saklı negatif ya da pozitif kavramları bir bütün içerisinde anlatmaktadır. Noriko’nun Kenckichi Yabe ile birlikte yürürken ekranda gördüğümüz kilise görüntüsü ve oturdukları mekânda o kiliseden gelen ilahi seslerini tebessümle dinlemeleri (Nikolai katedrali Tokyo bombalandığında ölülerin konulduğu bir mekân olmuştur) ve ardından Kenckichi Yabe’nin aldığı mektubun içerisindeki buğday sapından ve o sıralar okumakta olduğu Buğday ve Askerler kitabından bahsederken varoluşu, zamanın akışını, mekanın zamanın insanın her türlü dönüşümüne rağmen Ozu bu üç ögeyi bir bütün olarak okumaktadır.
Geleneksel (Tradisional) ve savaşı imleyen örtük imajlar savaş sonrası Japon toplumunun bireysel ve toplumsal olarak geleneksel olandan modern olana dönüşürken bu süreci Yosijuro Ozu, Noriko’nun (Birey ya da Özne) hikâyesiyle olduğu kadar Tradisional imajlara (Nesne ya da Mekân) yaptığı göndermelerle de anlatmıştır.
(İkinci Dünya Savaşı’ndan sonrası Ozu kendini shomin türü ve shomin-geki türü içinde belli bir çatışma ve çözülme biçimleriyle sınırlandırmıştır.
Shomin türü işçi sınıfı ve orta sınıfın hayatıyla ilgilenen bir türdür ve ‘aile içindeki acı tatlı ilişkilerle’ ilgilidir. Ozu’nun kamerası daima yerden üç ayak yüksekte, geleneksel tatami’de (Japonların yere koydukları geleneksel minderlerin adı) oturan kişi seviyesindedir.
Bu geleneksel görüş, hareketsiz duran insanın sahip olduğu görmenin oldukça sınırlı görüş alanına bakmaktadır. Çay seremonisine katılan birinin Noh’u (Japon tiyatro oyunu türü) seyrettiği ve dinlediği pozisyondur.) Paul Schrader
Japon sinemasının en iyi örnekleri bu dönemlerde verilmiş. Bu filmde onlardan biri…