Black Swan – Siyah Kuğu
Süre: 108 Dakika
Ülke: ABD
2010
New York’ta yaşayan Nina genç ve yetenekli bir balerindir. Hayatının tamamını kapsayan dans en büyük tutkusu, yaşam amacıdır. Nina, eski bir balerin olan ve kızına sürekli dans konusunda hırs aşılayan annesi ile birlikte kalıyordur. Kuğu Gölü balesini sahneye koyan bale yönetmeni Thomas Leroy, yeni sezonda Beyaz Kuğu'yu canlandıran baş balerini değiştirmeye karar ve ilk terci olarak da Nina'yı görür. Yönetmen zarif, masum ve saf Beyaz Kuğu ile kötülüğün, şehvetin ve bilinmezliği temsilcisi Siyah Kuğu'yu aynı anda canlandırabilecek bir balerin arıyordur. Nina bunu gerçekleştirebilmek için elinden geleni yapsa da, bu rol için başka bir rakibi daha vardır ve o da yönetmen Leroy'u etkilemeyi başarmıştır. Beyaz Kuğu rolünde harikalar yaratan Nina, ne kadar çok çalışırsa çalışsın içindeki Siyah Kuğu'yu ortaya çıkaramıyordur. Fakat rakibi Lily Siyah Kuğu performansında Nina'dan çok daha iyidir. İki genç balerin arasındaki rekabet ilginç bir dostluğa dönüşürken Nina da kendi karanlık tarafıyla yüzleşmeye başlamıştır. Bu yüzleşme her ne kadar onu mahvedebilecek türden bir kayıtsızlığa dönüşse bile..
Besteci Çaykovski para sıkıntısını hiçbir zaman aşamadığından, annesinin kötü bir şekilde ölmesinden, cinsel tercihleri ülkesinde yasaklandığından, nemfomanyak (aşırı derecede cinsel isteklere sahip) bir kadınla evlenme hatasından, eşinin annesinin kızını erkeklere kiralayarak para kazanmasından, eşinin delirerek hastahaneye kapatılmasından, zengin sponsorlar bulmak için çabalamasından dolayı, çok belalı, çok renkli, çok fırtınalı bir hayat sürmüştü…Sonuçta da kolera salgını zamanında kaynatılmamış su içerek (intihar ederek) her şeye, tüm sıkıntılarına bir nokta koymuştu…
Bu filmde, onun “Kuğu Gölü” eserini sahneye koymaya çalışan bir New York’lu ekip baş karakterler…
Mesleğinde, yaptığı işte en tepedeki olma kaygılarından, kendinizden uzak ve yakın tutmanız gereken insanların kimler olduğuna kadar, pek çok temayı barındıran karanlık bir masal bu…
Anne ve kızı ilişkisi Stephen King uyarlaması “Carrie”yi anımsatıyor…Anne kendi gençliğinde başaramadıklarını kızının başarmasını istiyor ve sürekli olarak kızını kısıtlıyor…
Film , baş kadın dansçı üzerindeki psikolojik baskıyı seyirciye hissettiriyor…
Sanki o kusursuz performans gösterirse, yönetmenin, seyircilerin ve eleştirmenlerin beğenisini kazanırsa ekipteki diğer herkesin kusurunu örtbas edebilecekmiş gibi bir izlenim ediniyorsunuz…Çünkü yönetmen ondan başka kimsede kusur bulmuyor…
Film, alkış, övgü, beğeni, takdir, ödül elde etmek, iyi bir kariyer, şöhret, bol para uğruna çekilen sıkıntılardan, dökülen terlerden,rekabetten, ihtirastan, hırstan, kıskançlık duygusundan, bunun beraberinde getirdiği halüsinasyonlardan, kabuslardan,kendi vücuduna zarar vermeye, aklını kaçırmanın eşiğine gelmeye, kadar geniş bir yelpazede ilerliyor…
Hatta bir an Kafka’nın eserini hatırlıyor balerin metamorfoz geçirip kuğuya dönüşecek bile zannediyorsunuz!
+18 SAHNELER OLDUĞUNU ÖNCELİKLE BELİRTMELİYİM. FİLMİN YARISI SIRADAN BİR TV FİLMİ GİBİ DEVAM EDİYOR VE YORUCU BİR AKIŞI VAR. SON YARIM SAATTE İSE DAHA ÖNCE BİR KAÇ DEFA GÖRÜLEN VE ANLAM VERMEKTE ZORLANACAĞINIZ DURUMLAR SANRILARIYLA HAREKET EDEN NİNA’NIN ASLINDA ŞİZOFRENİK BİR RAHATSIZLIĞI OLDUĞU GERÇEĞİNE DÖNÜŞÜYOR AMA BU ARADA KULLANILAN FİLM TEKNİKLERİ SAYESİNDE İZLEYİCİ NEYİN GERÇEK NEYİN YALAN OLDUĞU KONUSUNDA KAVRAMSAL KARMAŞIKLIKLARA YÖNLENDİRİLİYOR. HER NE KADAR İLGİNÇ BİR KONUSU OLSA DA BU HALİYLE PUANINI HAK ETMEYEN BİR FİLM!