Reise der Hoffnung – Umuda Yolculuk
Süre: 110 Dakika
Ülke: Birleşik Krallık , Fransa , İsviçre , Türkiye
1990
Kahramanmaraş'ta yaşayan fakir bir Alevi ailesinin babası olan Haydar, İsviçre'ye gidip para kazanmak için karısı Meryem'i ikna eder. Bu amaçla hayvanlarını ve arazisini satan aile, her şeyi geride bırakarak yola koyulur. Bu tehlikeli yolculukta önce yurt dışına kaçmak, sonra da İtalya üzerinden son derece zor şartlarda İsviçre sınırına ulaşmak zorundadırlar.
Maraşlı Kürt, Alevi bir ailenin yasa dışı yollarla İsviçre'ye iltica etme çabalarını konu edinen Reise der Hoffnung (Journey of Hope) - Umuda Yolculuk, İsviçre'ye Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ını kazandırmıştı. Aynı zamanda film, Oscar alan ilk Türkçe film olma özelliğine sahip. Film İsviçre adına yarışmasına rağmen oyuncularından hikayeye kadar her şeyin Türkiye'den olması da ilginç bir ayrıntı olarak gözümüze çarpıyor.
İslami değerler ile dalga geçilmiyor bu yanlışınızı düzeltelim artı 88 yılında Türkiye’nin durumunu ve suan Türkiye’nin durumu yine aynı bu sadece bir filmdegil tamamı gerçek bir hikayedir.
roman gibi, saglam bir yapit, tam bir aksam sinemasi,,,,,tavsiye edilir.
Şu çile dünyasında insanoğlunun çektiği çileye bakar mısınız. Sırf daha iyi bir yaşam için. Oysa Kendi yerin yurdun varsa ve seni doyuruyorsa, başka arayışlara girmek, umut olmaktan çıkıp trajediye dönüşüyor. Başkalarının vatanında ne kadar mutlu olunur ki. Her ne kadar küreselleşme desek de bu yaşama dönüştüğü zaman hiç de beklenildiği gibi olmuyor. Kültür farkı zaten insanı rencide ediyor. Film süper, oyuncular harika oynamış. yönetmen de harika bir iş çıkarmış hepsine tebrikler. İzlemenizi öneriyorum. Emeğinize teşekkürler Uğur Film.
roman gibi, saglam bir yapit, tam bir aksam sinemasi,,,,,tavsiye edilir.
güzel bir film izlenmesi tavsiye edilir bazen umutlar boşa çıksa da insanlar umudunu yitirmemelidir Tamam bitti dediğimiz yerde bazen bir tomurcuk filizlenebilir gövdesi çürümüş öldü sandıgımız bir agacın çürüyen ve oyulmuş o gövdenin tam ortasından fıçkıran bir filiz gibi
Acı dolu bir öykü ve insanoğlunun bitmez tükenmez umuda olan inancı filmi çok beğendim.Teşekkürler Uğur film
ağlaya ağlaya bir hal oldum !
Boğazım düğüm düğüm seyir ettim… Yazıklar olsun böyle düzene, insanları kendi yurdundan gitmeye zorlayanlar utansın. Söylenecek çok şey var ama dilim varmıyor. Ve en acısı da aradan yıllar geçmesine rağmen insanlar hâlâ kendi yurtlarında mutlu değil. Ekonomik sorunlar, bozuk eğitim, siyasi kargaşalar, insan ayrımı devam ediyor.. Coğrafya’nın kederini çekmeye devam ediyoruz. Diğer ülkelerden geri kalıp ezilmeye devam ediyoruz.. Filmde yabancı insanlar yardımcı olurken, asıl kazığı yine bizimkiler atıyor. Bu da ayrı üzücü gerçek..
Film gerçekten güzeldi tebrik ediyorum ancak çok bariz bir şekilde taraflı ; Türkleri kötü, fakir, sahtekar ve aşağılık gösterirken İsviçre’lileri medeni, zengin ve üstün göstermiş… ayrıca İslami figürlerle dalga geçilmesi hiç hoş değildi…
İslami değerler ile dalga geçilmiyor bu yanlışınızı düzeltelim artı 88 yılında Türkiye’nin durumunu ve suan Türkiye’nin durumu yine aynı bu sadece bir filmdegil tamamı gerçek bir hikayedir.
Bric reklami yapisiyor izlenmoyor
filmi atlamalı izledim küçük çocuğun acısını izleyemedim nerden baksan yanlış o coğrafyada acılar hiç bitmiyor halada devam ediyor
Kendin gidip iş, güç, ortam ayarlamadan turistik geziye gider gibi çol, çocuğu götürmenin cahilliğidir bu film.
Yurt içinde bile herşeyi ayarlamadan başka yere gidemezsin.
Üstelik adam çok da fakir değilmiş, iki ineği, koyunları, atı ve tarlası varmış. Yani ölümüne yurt dışına gidecek kadar çaresiz değilmiş. Keşke yok yoksul olarak umuda yolculuk yapılsaydı hem filme hem gerçeğe daha çok uyardı. Ama sonuçta gayet güzel bir film çıkmış.
Oryantalist hava yani batı tipi doğu dolayısıyla da batı tipi Türk insanı, Türk anlayışı, Türk sisteminden-sistemsizliğinden- kaçış vs vs filmin paçalarından akıyor. Böyle filmler her zaman ödül alır. Ruh karartıcı etkisi, “batılılaşmazsak yok oluruz”, “bakın batılı olmaya çalışırken olanlar, batının kıymetini bilin” gibi propagandamiz temalar açıktan verilmiş. Çeşitli ortadoğu ülkelerinde yapılan ödüllü-batıdan almak kaydıyla- filmleri izleyiniz bu filmlerin birbirinden farkı Sylvester Stallone’ın filmlerinin birbirinden farkı kadardır. Hepsi de ya batıya-batılaşmış metropoller de buna dahildir- ulaşır ve cennete kavuşurlar ya da iç bayıltıcı şekilde ölürler, parçalanırlar vs vs.
O yılların sadece 10 yıl öncesinde maraşta alevi katliamı yapıyorduk Avrupa ise 2 dünya savaşında kendilerinin suçlu olduklarını kabul edip insanlığa adım attılar bizlerden onlarca yıl önce… İnsanlığa ilk kalıcı adım atan toplumlar kimlerse havalarini atmak da onlara düşer senin benim gibiler de kessin sesini !
İkinci izleyişim 16 yıl aradan sonra nasıl sessiz nasıl benimsedim yine nasıl ağladım nasıl duruldum… Arkadaşın olmayı çok isterdim Ramzer