Süre: 125 Dakika
Ülke: ABD
Yönetmen: Elia Kazan
Diğer Adı: The Arrangement
5.248İZLENME
3BEĞEN
1BEĞENME
Al McGranary
Ann Doran
Anne Hegira
Barry Sullivan
Carol Eve Rossen
Charles Drake
Deborah Kerr
Dee Carroll
Dianne Hull
E.J. André
Faye Dunaway
Harold Gould
Hume Cronyn
Jim Halferty
John Randolph Jones
Kirk Douglas
Michael Higgins
Michael Murphy
Paul Newlan
Philip Bourneuf
Raymond Guth
Richard Boone
Stephen Coit
William Hansen
Elia Kazan
Hayattaki hedeflerini tamamladığını/yitirdiğini düşünen bir şirket yöneticisinin ‘kendine’ sürüklenişi.. ‘Düzen’in çarklarından biri olan Eddie Anderson’ın (Kirk Douglas), tabiri caizse ‘su kaynatmaya’ başlaması Gwen’le (Faye Dunaway) tanışmasına denk geliyor ve bu, bünyesindeki arazlarda çarpan etkisi yapıyor. Artık düzenin daha büyük ve daha küçük çarkları tarafından uyarılmaya başlıyor. Düzenin merkezinden (orijinden) çevreye (marjine) ilerlerken, hayatının merkezine (babasına) de dönüyor. Babasını hastanede ziyarete gittiğinde ayakları yere basar gibi hissediyor; çünkü babası, onun tarihi, geleneği, hala yaşadığının kanıtı ve bunu kanıtlarcasına çalan müzik de Yunan müziği; çünkü aslen Yunan (aslında Rum). Eddie sisteme ayak uydurmak için bulunan adı, gerçek adı Evangelos (Çalan Yunan müzikleri bizim için Türk müziği, içtiği uzo bizde rakı, tabaktaki yaprak sarma ha keza. Nasıl da yakınız aslında!)
Sahne geçişleriyle, cut”larla karakterin ruhsal serüvenini başarıyla aktarmışlar. Bu film 1969’da değil de, 2000’lerde çekilseydi oldukça beğenilirdi kanısındaydım ama günümüzdeki oylamalarda da beğenilmemiş; fakat bence zamanının ilerisinde ruhsal değerlendirmeler ve hikaye anlatımı var yapımda. (Mesela finalin, düzenin istemediklerinin ‘saklandığı’ yer olan akıl hastanesinde verilmesi de anlamlı) Böyle filmlerin başarılı olması için sadece yönetmenin ve oyuncuların başarılı olması yetmez; sinematografisinin, kurgusunun, tema müziklerinin de başarılı olması gerekir. Bence “The Arrangement”de bu başarı var. Kirk Douglas’ın oyunculuğunu pek beğenirim ve bence altından başarıyla kalkmış (o zaman Elia Kazan dahil hiç beğenilmemiş; Elia Kazan otobiyografisinde duygu derinliği için Marlon Brando’yu istediğini yazmış. M.Luther King öldürülünce Brando filmi bırakmış); Faye Dunaway ise bambaşka bir olaydır, hayranıyım.
Filmin ana fikri, 2 yerde söyleniyor aslında (1:10.42 ve 1:20.40): Dünyadaki bütün mutsuzlukların, ıstırapların sebebi, insanın kendisini olduğu gibi kabul edememesi, sevememesi kendisini. Herkese hitap etmeyebilir. Film bana birçok şeyi düşündürttü; çok beğendim. (son 25 dk.da yoğunluğunu düşürmese favorilerim arasına girerdi ) İzlemenizi tavsiye ederim. Benim için 7.7/10..